Türklerin kendi halinde, sıradan, basit ve küçük kavimler olarak sürdürdükleri hayatları İslamiyet’i kabul etmeleriyle birlikte bambaşka bir boyut almıştır. Din bir insanın sadece iç dünyasıyla alakalı değildir.

Aynı zamanda bir toplumun, dış dünyasını, ahlak yapısını, zevklerini, gelenek, göreneklerini, giyimini, dilini ve sanatı gibi daha birçok şeyi etkilemektedir. Dolayısıyla bir dinden başka dine geçmek son derece zor bir karar ve köklü bir değişiklik demektir.

Fakat Türkler hiçbir zorlama ve baskı altında kalmadan, kendi hür iradeleriyle İslamiyet’i seçmişlerdir. İslamiyet’ten önce Göktanrı dinine inanan Türkler, bu iki din arasında çok fazla benzerlik gördüklerinden İslamiyet’e geçiş yapmışlardır. Türklerin İslamiyet’e geçişleri oldukça önemli bir olay olduğundan tarihçiler Türk Tarihi’ni, İslamiyet Öncesi Türk Tarihi ve İslamiyet Sonrası Türk Tarihi olarak ikiye ayırmışlardır. Türkler ile Müslüman Arapların ilk karşılaşmaları ise 7 yy.’da Halife Ömer zamanında olmuştur.

Türklerin İslamiyet’e Geçişi

Türklerin İslamiyet’e GeçişiTürklerin İslamiyet’le ilk tanışmaları Emeviler Dönemi’ne rastlamaktadır. Bu dönemde Müslüman Araplar Suriye ve İran’ı hakimiyetlerine alarak Maveraünnehir Bölgesi’ne kadar ulaşmışlardı. Seyhun ve Ceyhun Nehirleri arasında bulunan Türklerle de ilk kez bu dönemde karşılaşmışlardır. Karşılaşmanın ilk zamanlarında Türkler ve Müslüman Araplar arasında tatsız olaylar yaşanmaktaydı. Çünkü Emeviler, Müslüman olmalarına rağmen halka ağır vergiler yüklemekteydi. Kuteybe Bin Müslim’in Horasan Valiliğine getirilmesiyle de bu çarpışmalar daha da büyüdü ve savaşlar bir anda alevlenmeye başladı.

Kuteybe Bin Müslim Maveraünnehir’in doğusuna doğru akınlar düzenlemiştir. Göktürklerin batı kanadını oluşturan Türgeşler güçlü bir savunma göstermişlerdir. Ancak bu mücadele 745 yılında Göktürklerin yıkılmasına kadar sürebilmiştir. Göktürk hakimiyeti sona erince Türk toprakları batıdan Çinlilerin, doğudan Arapların istilasına maruz kalmıştır.

Bu dönemde Emevilerin Arap olmayan Müslümanlara karşı baskıları devam etmekteydi. Sonradan Müslüman olanlara karşı adil davranmıyorlardı. Bu durumdan rahatsız olan bazı kesimler Emevi devletine son vererek 750 yılında Abbasi Devleti’ni kurmuşlardır. Türkler Müslüman Araplarla iyi veya kötü ilişkilerle geçirdiği bu dönemlerde, İslamiyet’i daha yakından tanıma ve keşfetme fırsatı bulmuşlardır.

Türklerin Müslüman Olma Sebepleri Nelerdir?

Türklerin Müslüman Olma Sebepleri Nelerdir?Türkler hiçbir zorlama ve baskı altında kalmadan, kılıç zoruyla değil kendi gönül rızalarıyla İslam dinini seçmişlerdir. Bunda elbette birçok faktör etkili olmuştur.

Türklerin Müslüman olmalarının en önemli sebepleri ise şunlardır;

  • İslam dinindeki Allah inancıyla, Göktanrı dinindeki Tanrı inancı benzerlik göstermekteydi. İslam dinine girişin ilk şartı olan Allah inancı, zaten Türklerde önceden vardı ve bunu benimsemekte zorlanmadılar.
  • İslamiyet’te var olan ahiret inancı Türklerde de vardı. Türkler cennet için uçmağ, cehennem için tamu kelimelerini kullanmaktaydı. Bunun yanında Göktürkler her yıl 5. ayın 10. ve 20. günleri arasında Altın Dağ’a çıkar dua ederlerdi. 8. ayın 5’inde ise Tanrı’ya kurban törenleri yaparlardı. Bunlar da tıpkı İslamiyet’teki hac ve kurban ibadetlerine benzediğinden Türkler bu alanda da yeni dine alışmakta zorluk çekmemişlerdir.
  • Türklerde de tıpkı Müslümanlarda olduğu gibi aile yapısı çok önemliydi. Türk aileleri sağlam temellerle kuruluyor, evlenmek, çocuk yetiştirmek, eşlerin birbirine ihanet etmemesi gibi zorunluluklar yaşam tarzı haline getirilmişti.
  • Türklerin savaşçı ruhları Müslümanlarla benzerlik göstermekteydi. Türkler Müslüman olduktan sonra İslamiyet’in gaza ve cihat faaliyetlerinde hep ön planda bulunmuşlardır. Türklerdeki “alp” unvanın yerini, İslamiyet’te “gazi” unvanı almıştır.
  • İlk olarak Arap Yarımadası’nda kurulan İslamiyet sonraları Endülüs’e kadar yayılmayı başarmıştı. Yayıldığı bu geniş coğrafya içerisinde yaşayan halka refah ve huzur sağlayan İslam dini, dışarıdan gelen gayri Müslim insanları özendiriyordu. 8. yy.’da İslam Dünyası az gelişmiş ülkelerdeki insanların katıldığı, diğer birçok millet tarafından hayranlık uyandıran, refah ve mutluluğun sağlandığı bir medeniyet olmuştu. Bu olumlu şartlar da Türkleri İslamiyet’e yaklaştıran diğer önemli bir sebeptir.
  • 8.yy.’da Orta Asya’daki hakimiyetin neredeyse tamamı Çinlilerin elindeydi. Maveraünnehir topraklarını da ele geçirmek isteyen Çin halkı, Asya’da en büyük gücün kendilerinde olması peşindeydi. İşte böyle bir dönemde İslam Devleti ordularının Orta Asya’ya gelmeleri Türkler için sevindirici oldu. Yüzyıllardır süren Türk-Çin rekabetinde, Türkler için destek olacak ikinci bir güç ortaya çıkmış oldu. Türklerin İslam ordularının yanında yer almasıyla gerçekleşen büyük bir savaş meydana geldi. İslam orduları ve Çinliler arasında, 751 yılında Talas’ta yapılan bu büyük savaş, Türklerin İslamiyet’e geçişinde en önemli noktalardan biri olmuştur.

Talas Savaşı (751), Sebep ve Sonuçları

Talas Savaşı (751), Sebep ve Sonuçları751 yılında bugünkü Kırgızistan civarlarında yapılan Talas Savaş’ı Arapların galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Çinliler ve Araplar arasında gerçekleşen bu savaşta Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesini istemeyen Türkler Arapların yanında yer almıştır. Türkler yüzyıllar boyu Çinlilerle savaşmışlardır. Ancak Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra Çinlilerle mücadele edemeyeceklerini anlayan Türkler Abbasilerden yardım istediler. Bunun üzerine Ziyad Bin Salih kumandasındaki İslam ordusu Türklerle birleşerek Talas şehrine geldi. Burada onları 100.000 kişilik ordusuyla Çin komutanı Kao Sien – Tche beklemekteydi. 751 yılının temmuz ayında gerçekleşen savaş çok şiddetli geçen 5 günün sonunda Çin ordusunun 50.000 ölü ve 20.000 esir vermesiyle sonuçlanmıştır.

Talas Savaşının galibiyetinden sonra Türkler Tanrı Dağları’nın batısında bir devlet kurdular. Buda ve Mani dinindeki göçebe Türklerle ticaret ve alışveriş yapan Müslümanlar arasında bir dostluk oluşmuştur. Türkler Müslümanlarla tanışınca, İslamiyet’in de üstün ve güzel özelliklerini görüp bu dini benimsemeye başlamışlardır.

Talas Savaşının Önemi Nedir?

Talas Savaşının Önemi Nedir?

  • Bu savaş sonrasında Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesi engellenmiştir.
  • Savaşta esir alınan Çinlilerden kağıt ve matbaa yapım tekniği öğrenilmiştir.
  • Arap milliyetçiliği politikasının yerini, ümmetçi anlayış almıştır.
  • Türkler bu savaş sonrasında İslamiyet’i kabul etmeye başlamış ve yayıldıkları bölgelerde devletler kurmuşlardır.

İlk Türk İslam Devletleri ve Bu Devletlerin Özellikleri Hakkında Detaylı Bilgi Almak için Burayı Tıklayın!

8 YORUMLAR

  1. Tamamen uydurma, Arap tezlerini savunan yazı. Türkler daha öncesinde büyük devletler kurmuş, Turan’a olduğu gibi uygarlıklar kurmuş, yasalar yapmış bir ulusun. Talas savaşında ebu Kuzeyde adlı katil 70 bin Türk’ü çoluk çocuk kadın demeden katletmiş, gençleri köle alınmıştır. Ayrıca Göktan inancı ile İslam arasında benzerlik de arap yalanıdır. Göktan doğal gücünü doğadan alan bir din, İslam arap çoğrafyasının asli dini ay tanrısı ile Sümer, babam efsanelerinden birleşiminden oluşturulmuş yapay bir dindir.

    • Selamlar Ömer Bey, öncelikle şunu belirtmek isterim ki, bu ve diğer tüm yazılarımız tarafsız bir şekilde hazırlanmaktadır. Ne övme ne yerme gibi durumlar Bilgihanem.com olarak bizim tercih ettiğimiz tutumlar değil. Özellikle de “uydurma” ifadesi, bir bilgi sitesi olarak kabul edemeyeceğimiz bir itham olmuş. Her makalemiz editörlerimiz tarafından araştırılmakta ve öyle size sunulmaktadır.

      Eleştiriniz için teşekkür ederiz.

  2. ‘Önceleri küçük boylar ve kavimler halinde yaşayan Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra, devletleşmeye…’ böyle bir ifade Türk Milletine ve tarihini bilmeden ahkam kesmekten ibarettir. Sayın yazar Hun Devleti, Türk ordusu Kuruluş tarihi gibi birkaç bilgiyi objektif olarak irdelerse bunu kolayca idrak edebilir. Türk Milletinin İslamı kabul etmeden önce de İslam ile şereflendikten sonra da devlet geleneğinde köklü bir fark olmadığı anlaşılabilir. Evet İslam sosyal anlamda Türk milletine çok şeyler katmıştır. Ancak bu milletin İslamiyet öncesi de İslamiyet sonrasından geri değildir. Sayın yazar Bozkır medeniyetinin doğuşunu ve günümüze yansımasını analiz edebilir ise ve Hun tarihini biraz inceler ise bu milletin ne kadar teşkilatçı bir yapıya sahip olduğunu anlar ve ümit ederim ki yazdıklarını yeniden gözden geçirir.

    • Merhaba Ali Bey, hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Dediğiniz kısımda amaç Türkleri İslamiyet’ten önce küçük görmek değil tabi ki. Sadece önce ve sonrasında yaşanan gelişmeler anlatılmıştır.

      • Hatice Hanım merhaba, O zaman öncesi ve sonrasını yanlış analiz ediyorsunuz, Hun devleti çağının çok ilerisidir. Eğer Türklerdeki İslamiyet öncesinden gelen teşkilatçı yapı olmasaydı, haçlı orduları farklı sonuçlara ulaşabilirdi düşüncesindeyim. O giriş cümlesini düzeltmek İslamiyete zarar vermez ama milli duyguları hassas kişileri incitebilir. Yanlışı savunma yerine düzeltmeniz daha doğru bir hareket olur düşüncesindeyim. Hatayı kabul edip dönmek de bir erdemdir.

  3. Yazinin basindaki turklerin boylar ve kavimler halinde gosterilmesi. Yanlis tespit olmus. Turkler teskilatci yapiya sahip oldufu icin güçlü devletler kurmustur.

Bir Cevap Yazın