Vincent van Gogh Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Sözleri

Kendisi ressamlığın adeta tarihini yazmış bir isim olarak, melankolik ruh hali ve çılgın kişiliğiyle hafızalarımıza yer etmiş durumda. Aynı zamanda bir o kadar da yetenekli olan bu isim, resim sanatının dâhisidir. Şimdi, kulağını kesen dünyaca ünlü ressam Vincent van Gogh’u tanıyacağız.

İlk hayal kırıklığını gönderildiği yatılı okulda, ikincisini ise ise aşık olduğu kız evlenme teklifini reddettiğinde yaşayan Vincent van Gogh, oldukça zorlu bir hayat sürdü. Çoğu kez depresyona girip içine kapandı. Sonunda kendini “çizmeye” adadı ve muhteşem eserler ortaya koydu.

37 yaşındayken intihar ederek yaşamına son veren Vincent, sanatındaki güzellikleri zorlu yaşamından ilham alarak meydana çıkardı. Tarihin en büyük ressamlarından biri oldu. 10 yıllık sanat serüveninde 860 adet yağlıboya tablo ile 2000’in üzerinde çizim çalışması yaptı. Fırçasını; manzara, natürmort, portre ve otoportre tarzında kullandı.

Leonardo Da Vinci Kimdir? Hayatı ve En Ünlü 15 Eseri

Resim dünyasının dâhisi bu isim, kendine özgü fırça darbeleriyle modern sanatın temellerini attı. Sanatıyla hayatı birbirinden ayırt edilemeyecek kadar iç içeydi. Aşağıda bu ünlü ressamın acıklı hayat öyküsünü, sanatımıza kattıklarını ve birkaç ünlü sözünü bulacaksınız.

Vincent van Gogh Kimdir?

Vincent van Gogh Kimdir?Tam adıyla Vincent Willem van Gogh, art izlenimci bir ressamdır. Dünyaca ünlü bu isim, Hollandalıdır. Batı dünyası sanat tarihine damgasını vurmuş en ünlü ressamlardan biridir. Zor ve acı yaşamını eserlerinde ilham kaynağı olarak kullanabilmiştir.

30 Mart 1853 tarihinde Hollanda’nın Groot-Zundert adlı şehrinde dünyaya geldi. Ünlü ressama, kendisinden bir yıl önce ölen abisi ve büyükbabasının ismi olan Vincent Willem ismi verilmişti.

Onu ölümsüz kılan eserlerinin yanı sıra kendi kulağını kesmesi ve genç yaşta intihar edip yaşamına son vermesi ile de hafızalarda yer etmiştir. Onun melankolik iç dünyası eserlerine de yansımıştır. Dünya sanat tarihinde yeri dolmayacak biridir.

Hayatı boyunca çok önemli eserlerin altına imzasını atan ressam, 10 yılı aşan bir sürede 60 adet yağlı boya tabloyu da kapsayan 2100 resim ve çizim çalışması yaptı. Bunların önemli bir kısmı hayatının son 2 yılında yapıldı.

Rahip Theodorus van Gogh ve Anna Cornelia Carbentus’un canlı doğan ilk çocuklarıydı. Annesi fazlasıyla otoriterdi ve saygınlığa önem veriyordu. Rahip olan babası ise dinine bağlıydı.

İşte Vincent, böyle bir aileye sahipti. Vincent’in kendisinden sonra doğan bir erkek, üç tane de kız kardeşi oldu.

Vincent van Gogh’un Hayatı

Vincent van Gogh’un HayatıAnnesi Anna Carbentus, zengin bir aileden geliyordu. Babası Theodorus ise bir rahibin oğluydu. İki isim 1851 yılında evlenerek Zundert şehrine taşındı.

Theodorus, çok yüksek bir maaş almasa da kilise aileye birçok imkan tanıyor, onlara orta sınıf ile üst sınıf arasında iyi denilebilecek bir yaşam sunuyordu. Ailenin atı, at arabası, aşçısı, evi, bahçıvanı ve hizmetçisi vardı.

Vincent Willem, otoriter yapıdaki ailesinin baskısıyla ciddi ve saygılı bir çocuktu. İlk eğitimini küçük yaşlarda annesi ve mürebbiyesinden aldı. 1960 yılında bir köy okuluna başladı.

Yatılı Okula Gönderilmesi

4 yıl buradaki eğitimine devam eden ünlü ressam, ardından Zevenbergen’deki yatılı bir okula gönderildi. Burası, onun mutsuz bir çocukluk geçirmesine sebep oldu. Kendisini oldukça yalnız hissedip evine geri dönmek istedi.

Fakat ailesi henüz 13’ünde olan Vincent’i yanlarına almak yerine onu Tilburg’da bulunan başka bir yatılı okula gönderdi. Ve nihayet 1868 yılının Mart ayında, 15 yaşındayken okulu yarıda bırakıp evine kavuştu.

Hayatındaki ilk hayal kırıklığını bu olayla küçük bir yaşta yaşamıştı. Daha sonra ise o zor zamanlarını “kasvetli, soğuk ve sıkıcı” kelimeleriyle anlattı. Yaşadığı yalnızlık onu derinden etkilemişti.

Bunun yanında babası onun rahip olmasını istiyor, o ise girdiği hiçbir sınavda başarılı olamıyordu. Sürekli aynı yerde yaşamayan Vincent, adeta oradan oraya sürüklendi. Bir dönem akrabalarının yanında yaşadı.

Çocukluğunda resme ilgi duyuyor, ufak tefek çalışmalar yapıyordu. Fakat yaptıkları kayda değer olmamıştı. Babası onu sanat simsarlığına yönlendirdi.

Gençlik Dönemleri

Babasının bu fikri sunmasıyla sanat simsarlığına başladı ve 16 yaşındayken Goupil galerilerinde çalıştı. İlk başlarda Lahey bölgesinde bulunan genç Vincent, daha sonra Londra ve Paris’e gönderildi.

20 yaşındayken Londra’da 37 yıllık yaşamının belki de en mutlu sayılabilecek günlerini geçiriyordu. İşindeki başarısı ona yüksek miktarda para getiriyordu. Fakat ne yazık ki mutluluğu çok uzun sürmedi.

İlk Aşkı

Londra’da yaşadığı evin sahibinin kızı Eugénie Loyer’e gönlünü kaptırdı. Genç kız ise bir süre sonra başka biriyle nişanlandı. Ünlü ressam, genç yaşında ikinci büyük hayal kırıklığını da böylelikle yaşamış oldu.

Ardından Paris’teki şubeye geçti. Fakat daha çok melankolik bir hale büründüğü, içine kapandığı ve dini konulara fazla yoğunlaştığı gerekçesiyle işten atıldı.

Dine Yoğunlaştığı Dönemler

1876 yılına gelindiğinde yeni bir başlangıç umuduyla Londra’ya tekrar döndü. Burada küçük bir kasabada gönüllü öğretmenlik yapmaya başladı. Kısa süre sonra öğretmenliği bırakarak din adamı olmaya karar verdi.

Bu dönemlerde deyim yerindeyse bir keşiş hayatı yaşadı. Sürekli İncil okuyordu ve kutsal kitabı farklı dillere çevirmeye çaba harcıyordu. Ailesi rahip olmasını destekliyordu.

Bunun üzerine dönemin ünlü din adamlarından biri olan amcasının yanına, Amsterdam’a gönderildi. Vincent, buradaki üniversitenin teoloji sınavına hazırlanıyordu. Fakat çabaları sonuçsuz kaldı ve sınavı geçemedi.

Daha sonra amcasının yanından ayrıldı. Bir Protestan misyoner okulunda 3 aylık kursa katıldı. Fakat burada da başarılı bir sonuç alamadı.

1879 yılında Belçika, Borinage’de bir madenci bölgesinde misyoner olarak çalışmaya başladı. Kaldığı küçük daireyi ihtiyaç sahibi birine verdi ve samanların üzerinde uyuma hayali kurduğu kulübede yaşamaya başladı.

Fakat onun kötü ve düzensiz yaşam şartının rahiplik mesleğinin saygınlığına aykırı olduğu düşünüldü. Bu sebeple buradaki işinden de kovuldu. Vincent, hemen her şeyde bir hayal kırıklığı yaşar durumdaydı.

Ailesi Vincent’in kendileri için bir utanç kaynağı olduğunu düşünmeye başladı. Hatta babası, oğlunun tımarhaneye yatırılması fikrindeydi. 1880 yılında mutsuz Vincent, Cuesmes’e geri döndü.

Depresif günler geçiren Vincent, alkol ve sigara tüketimini artırdı. Bir süre sonra bu alışkanlıklarından sağlığı olumsuz etkilendi. Onun zor günlerinde hep yanında olan ise kardeşi Theo idi.

Resim Yapmaya Başlaması

Çok sevdiği kardeşi Theo ile burada sürekli mektuplaşıyordu. Ve hayatını değiştirecek resimle kardeşinin mektupları etkisiyle nihayet tanıştı. Artık resimle ciddi anlamda ilgileniyordu.

İnsan figürleri ve manzaralarla kağıtları süslüyordu, gelişmeye başlamıştı. Willem Roelofs adlı bir ressam ve gittiği bir resim okulu sayesinde teknikleri öğrendi.

1881‘de Etten’e döndü. Genç ressam ailesiyle birlikte yaşamaya başladı. Bir yandan çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor, bir yandan da dul kalan kuzeniyle yakınlaşmaya başlıyordu.

Kuzeni Cornelia kendisinden 7 yaş büyüktü. Vincent, onunla romantik uzun yürüyüşlere çıkıyor, gün geçtikte ona aşık oluyordu. Fakat her olayının acı sonla bitmesi gibi, kuzenine ettiği evlenme teklifi de hüsrana uğradı.

Kuzeni Cornelia kendisine edilen teklifi sert bir dille geri çevirdi. Bunun üzerine Vincent hayatında başka bir yıkıma uğramıştı. Resimlerini satmak amacıyla Lahey’e gitti.

Lahey’e gitme amaçlarından biri de başarılı bir ressam olan kuzeni Anton Mauve’den ilham almaktı. Onun gibi olmak istiyordu.

Ressam Anton’dan öneriler aldı. Daha sonra ailesinin yanına yeniden döndü ve burada kuzeninin önerilerini dikkate alarak çalışmalarına devam etti.

Aşık olduğu kuzenine evlilik teklifini tekrarladı. Fakat bu kez de genç kızın babası Johannas Stricker, Vincent’in kendisine bakmaktan dahi aciz olduğunu söyleyerek evliliğe şiddetle karşı çıktı.

İlerleme Dönemleri

Bir kez daha mutsuz olan genç ressam, ikinci dereceden kuzeni Mauve’den resim teknikleri almak için onun öğrencisi olarak bir süre yanında kaldı. Mauve’den bir miktar borç para alarak küçük bir stüdyo açtı.

Fakat iki kuzenin düşünceleri birbirine oldukça zıt olduğundan sürekli tartışıyorlardı. Bu dönemde bel soğukluğu hastalığına yakalandı ve bir süre hastanede kalarak tedavi gördü. Çıkınca resim çalışmalarına devam etti.

Eserlerinde yağlıboya kullanan Van Gogh ile ressam kuzeninin arası bir süre sonra iyice açıldı. Aralarındaki bu geçimsizlik, Vincent’in alkolik bir fahişe olan Clasina Maria Sien Hoornik ve onun küçük kızı ile yaşamasından dolayıydı.

1882 yılının Ocak ayında Sien ile tanışan ressam yaklaşık iki yıl boyunca bu kadınla yaşadı. İkili tanıştığında 5 yaşında bir kızı bulunan kadın, aynı zamanda hamileydi. Ardından Willem adını verdiği bir erkek çocuğu oldu.

Vincent van Gogh’un babası, oğlunun iki çocuklu bir kadınla yaşadığını öğrendi ve duruma tepki gösterdi. Ressama onları terk etmesini, o şekilde yaşamamalarını söyledi.

Vincent ilk başlarda babasına karşı çıktı. Fakat daha sonra, muhtemelen onların sorumluluğunu kaldıramayacağını idrak ederek kadın ile çocuklarını terk etti.

Nuenen Yılları

Bu süre zarfında ressamın ailesi Nuenen’e taşınmıştı. Yeniden ailesinin yanına gitti ve burada resim çalışmalarına devam etti. Kendisinden 10 yaş büyük olan komşu kızı Margot Begemann ile yakınlaştı.

Ailesi onun her ilişkisine karşı çıktığı gibi bu evliliği de onaylamadı. 1885 yılında ünlü ressamın babası hayata veda etti.

2 yıl boyunca burada kalan Vincent, 200 adet yağlıboya çalışması yaptı. Fakat çalışmalarında canlı renkler bulunmuyordu. Ruh haline uygun olarak toprak renginin tonlarını ve cansız renkleri kullanıyordu.

Sanat simsarlığı yapan çok sevdiği kardeşi Theo ile iletişimi hiçbir zaman koparmadı. Kardeşiyle sık sık mektuplaşan Vincent ve yine onun desteğiyle ismini duyurmaya başladı.

“Patates Yiyenler” adlı ilk önemli eseri ve daha birkaç çalışması 1885’in Ağustos’unda Lahey’deki bir sanat galerisinde sergilendi. Birkaç ay sonra Anvers’e taşındı.

Bu zamanlarda sağlıksız şartlarda yaşamaya başladı. Çünkü kardeşinin ona gönderdiği tüm parayı resim malzemelerine harcıyor, kendisi için hiçbir şey almıyordu.

Yalnızca hayatta kalmaya yetecek kadar yiyecek alıyordu. Öğünlerini ise ekmek, sigara ve kahveyle geçiştiriyordu.

Paris Yılları ve Sonrası

Bir yıl sonra Theo’nun Paris’teki lüks dairesinde yaşamaya başladı. Bu dönemlerde Emile Bernard, Louis Anquentin ve Paul Gauguin gibi isimlerle tanıştı.

Paris’te yaşadığı dönemlerde 200’den fazla çalışmayı kağıda döktü. Alkol ve sigaradan dolayı sağlığı kötüye gidiyordu. 1888'’e Arles’ yerleşti.

Arles’teki dönemleri, sanat yaşamının en değerli zamanları oldu. Sanat camiasına birçok eseri burada kazandırmıştı. Çok sayıda yağlıboya, karakalem ve suluboya çalışması yaptı.

Vincent, yakın dostu Gauguin’in kendisinin yanına gelmesini beklediği esnada “Van Gogh’un Sandalyesi ile Gauguin’in Sandalyesi” adlı çalışmalarını yaptı. İki arkadaş birlikte de çalışmalar yapıyorlardı.

Kulağını Kesme Olayı

Fakat bir süre sonra ikilinin arası Gauguin’in küstahlığı nedeniyle açılmaya başladı. Ve aralarında Vincent’in kulağını kesmesiyle sonuçlanan bir tartışma yaşandı. Bu olayla ilgili farklı yorumlar mevcuttur.

Ama en yaygın inanış, Vincent’in arkadaşının üzerine elinde ustura ile yürümesi ve ardından sinir krizi geçirerek duyduğu seslere engel olmak amacıyla kulağını kestiği şeklindedir. Ünlü ressam ertesi sabah yatağında bilinci kapalı olarak bulundu.

Ardından hemen hastaneye kaldırıldı. Fakat kulağın yerinden kopmasının ardından çok zaman geçmişti ve ne yazık ki tekrar yerine dikilemedi.

Bu konuda yaygın olan duyumlardan bir diğeri de ünlü ressamın kulağını değil, kulak memesini kesmesi yönündedir. O dönemlerde geçirdiği bir sinir krizi sonucu sağ kulak memesini kesen Vincent’in, bunu bir kağıda sarıp kasabanın bir genelevindeki Rachel adında bir fahişeye verdiği söylenir.

Akıl Hastanesine Yatması

Rachel de bu olay üzerine polise haber vererek ünlü ressamın hastaneye yatırılmasını sağladı. Kendisine genel deliriyum ile akut mani teşhisi koyuldu.

Kardeşi Theo, onun yanına ziyarete geliyordu. Fakat Van Gogh, ilk zamanlarda sadece Gauguin’i görmek istemişti. Bunun üzerine Gauguin, olayı soruşturan polise “onun beni görmesi ölümüne sebep olabilir” diyerek Arles'ten uzaklaştı. Vincent’ bir daha görmedi.

Bir süre hastanede kalan ünlü ressamın evi, ona kızıl saçlı deli diyen kasaba halkının şikayetleri üzerine kapatıldı. Hastalık sürecinde kendisini tedavi eden Doktor Felix Rey’e ait bir odada yaşamına devam etti.

Burada birkaç ay kalan Vincent, kendi isteği üzerine akıl hastanesine yatmaya karar verdi. İki parmaklıklı hücresinin bir odasını atölye olarak kullanıp burada da eserlerini yaratamaya devam etti.

“Alpilles Önünde Zeytin Ağacı”, “Selviler 1889” ve “Gece Provence’da Köy Yolu" gibi eserlerini akıl hastanesinde yarattı. 1890 yılında ise akıl hastanesinden ayrıldı.

Bu kez kardeşi Theo ve amatör bir ressam ile aynı zamanda doktor olan Paul Gachet’in yakınlarında bir yere taşındı. Yaşamının son günlerine doğru “Dr. Gachet’in Portresi” adlı çalışmayı ve birkaçını daha sanata kazandırdı.

Ölümü

Onu hiçbir zaman memnun etmeyen hayatına son verme düşüncesiyle henüz 37 yaşındayken, kendini göğsünden vurarak intihar etti. Kendini vurduktan saatler sonra kalp atışı tamamen duran Van Gogh, 29 Temmuz 1890’da hayata veda etti.

Kardeşi Theo, onun son sözlerinin “kader sonsuza kadar sürecek” olduğunu dile getirdi. Dünyaca ünlü ressam, aynı yılın 30 Temmuz günü Auvers-sur-Oise’deki belediye mezarlığına defnedildi.

Van Gogh’un ölümünden 1 yıl kadar sonra kardeşi Theo da hayata gözlerini yumdu. 1914’te Utrecht’teki mezarından çıkarıldı ve ressam abisinin hemen yanına gömüldü.

Vincent van Gogh’un En Ünlü 7 Tablosu

Vincent van Gogh’un En Ünlü 7 Tablosu37 yıllık yaşamında çok sayıda başarılı yapıta imza atan Van Gogh, yüzyıllar sonra adından söz ettirmeyi başaran sayılı ressamlardandır. İçinde bulunduğu ruh halini başarılı bir şekilde eserlerine yansıtan ressamın en ünlü 5 tablosunu şöyle sıraladık:

Patates Yiyenler (The Potato Eaters)

Vincent van Gogh’un En Ünlü 5 TablosuÜnlü ressamın en ünlü tablolarından biri olan bu eser 1885 yılında Nuenen’de yapılmıştır. İlk önemli eseridir. Kasvetli ve iç karartıcı dönemleri simgeler.

Kahverengi ve koyu yeşil-siyahın hakim olduğu resimde, mutsuzluk, insanların adeta yüzünden okunuyor. Yoksulluk çeken insanların melankolik yaşamları anlatılmak istenmiş. Bu eseriyle Van Gogh, daha sonra ortaya çıkacak ekspresyonizm akımının öncüsü olmuştur.

Arles'teki Yatak Odası (Bedroom in Arles)

Vincent van Gogh’un En Ünlü 7 TablosuRessam tuval üzerine yağlı boya ile yaptığı bu tabloyu 1888 yılında sanat dünyasına kazandırmıştır. Günümüzde Amsterdam'da bulunan Van Gogh Müzesi'nde sergilenmektedir. Daha sonra iki versiyonu daha yapılmıştır.

Arles'te yaşadığı dairedeki kendi yatak odasını resmettiği bu eserinde, yine çok sevdiği sarı renge yer vermiştir. Ressam bu dönemlerde umut dolu olduğu için bu tablosunu rengarenk denilebilecek şekilde yaratmıştır.

Kafe Terasta Gece (Cafe Terrace at Night)

Vincent van Gogh’un En Ünlü 5 Tablosu1888 yılında tuval üzerine yağlı boya ile yapılan bu tablo, sanatçının en ünlü eserleri arasında gösterilir. “Ben genellikle gecenin gündüzden daha canlı ve daha zengin renklere sahip olduğunu düşünmüşümdür.” şeklinde konuşan Vincent, yıldızlı gecelere adeta başka bir ilgi duymuştur.

Parlayan yıldızlarıyla hafızamıza kazınan eser, mavi tonlarındaki gökyüzünü en sevdiği renk olan sarı yıldızlarla süslemiştir. Arles’te yapılan ve oradaki Cafe Terrace’ın görünümünü içermektedir. Cafe, günümüzde hala varlığını korumaktadır.

İrisler (Irises)

Vincent van Gogh’un En Ünlü 5 Tablosu1890’daki ölümünden önceki yıl Fransa’daki akıl hastanesinde yatarken yaptığı bir dizi resimden biridir. Bu eseri 1889’un Mayıs ayında akıl hastanesine yattığı hafta yapmaya başlamıştır. Ressam bu tablosundan, kendisini delirmekten koruduğunu hissettiğinden, “hastalığımın paratoneri” diye bahsetmiştir.

Yıldızlı Gece (Starry Night)

Vincent van Gogh’un En Ünlü 5 TablosuRessamın ismi geçtiğinde direk akıllarda canlanan bu eser, pek çok şiire ve romana konu olmuştur. Sanatçı tabloda, kendisine ait sanatoryumdaki odadaki pencereden Provence köyünün gece vakti görünüşünü resmetmiştir.

Akıl hastanesinde yattığı sıralar yaptığı bu eseri bazılarına göre uyumadığı gecelerde gökyüzünü incelerken, bazılarına göre ise sadece hayal gücünü kullanarak ortaya çıkarmıştır. Mavi ve sarının tonları hakimdir.

Kulağı Bandajlı Otoportre (Self-Portrait with Bandaged Ear)

Vincent van Gogh’un En Ünlü 7 Tablosu1889 yılının Ocak ayında yapılmıştır. Ressamın bu eseri yaşadığı ciddi psikolojik sorunların bir ürünüdür. Sıkıntılı bir zamanında ortaya koyduğu bu eser, yakın dostuyla yaşadığı tartışma sonucu sinir krizi geçirerek kulağını kesmesinin sonrasını resmeder. Ayrıca yalnızlığını ve umutsuzluğunu yüz ifadesine yansıttığı da görülür.

Buğday Tarlası ve Kargalar (Wheatfield with Crows)

Vincent van Gogh’un En Ünlü 5 TablosuSanatçının 1890 yılının Temmuz ayında yaptığı eseridir. Birçok kaynakta, bu tablonun ünlü ressamın ölmeden önceki son eseri olduğu söylenir. Fakat bu bilgi belirsizdir.

Son eseri olarak bilinmesinden dolayı, Buğday Tarlası ve Kargalar’ın içinde karanlık ve depresif öğeleri barındırdığı söz konusudur. Çoğu yoruma göre, fırtınanın habercisi karanlık gökyüzü ve kargalar Vincent’in son günlerinin ve hayattan vazgeçişinin doğrudan işaretleridir.

Salvador Dali Kimdir? Hayatı ve Eserleri

Vincent van Gogh’un Sözleri

Vincent van Gogh’un SözleriBatı dünyasının en büyük sanatçılarından olan Vincent van Gogh hakkındaki çoğu bilgi, kardeşi Theo’ya yazdığı çok sayıda mektuptan elde edilmiştir. Hayat onun yüzünü hiç güldürmemiş ve o da içinde bulunduğu melankolik ruhu sözlerine yansıtmaktan çekinmemiştir. İşte ünlü ressama ait sözlerden bazıları:

Vincent van Gogh’un SözleriYaşamı boyunca hep zorluklarla karşılan ünlü ressam, akıl hastanesindeki zor günlerinde bile resim çalışmalarından vazgeçmemiş, zorluklar onu yıldıramamıştır. Çünkü ona göre gerçekten başarmak isteyenler tüm zorlukların farkındadırlar ama bu durmaları için bir sebep olamaz.

Vincent van Gogh’un SözleriKüçüklüğünden itibaren hep onunla olan melankolik hallerinde çoğu zaman kardeşi dışında kimseye derdinin anlatamamış, yalnızlık çekmiştir. Bu sözlerinde de hissettiklerinin kimse tarafından umursanmadığını dile getirmiştir.

Vincent van Gogh’un SözleriAzimli bir insan olan Vincent, çevresindekilerin ona deli gözüyle bakmasına rağmen çizmekten vazgeçmemiş, bugün tüm dünyanın tanıdığı bir ressam olmayı başarmıştır. “Sana hep yapamazsın diyenler olacaktır. Onları sustur ve yoluna devam et.”

Vincent van Gogh’un SözleriAşk hayatı da istediği gibi gitmeyen Van Gogh, biri kuzeni olmak üzere üç kez aşık olmuş ama hep engellerle karşılaşmıştır. Aşık olmayı yeni keşifler gibi görüp farklı dünyalara açılmaya benzetmiştir.

Vincent van Gogh’un SözleriSevgiyi hemen her kapıyı açabilecek bir anahtar olarak gördüğü bu sözünde, sevginin gücünden bahsetmiştir. Kim bilir? Ünlü ressam belki de hayatı boyunca eksikliğini hissettiği sevgiyi yeteri kadar görebilseydi çok daha iyi işler başaracaktı…

Konu Hakkında Bilgilendirici Video

Sonuç ve Okura Sorular

Delilikle dahilik arasındaki o ince çizgide çok geç gidip gelen nadir sanatçılardan biridir. Oradan oraya savrularak tek bir yerde geçiremediği ömrünü 37 yıl sonra kendi elleriyle sonlandıran dünyaca ünlü ressam; yalnızlık, acı, hüzün, hayal kırıklığı gibi duyguları bazen en derininde hissetmiştir. Başyapıt sayılabilecek eserlerini sanat dünyasına armağan etmiştir.
Vincent van Gogh'un eserleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Van Gogh'un eserleri arasında en çok dikkatinizi çeken hangisi oldu?
Bu ressamın duygularını eserlerine yansıttığını düşünüyor musunuz?



Okur Yorumları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilgihanem'i Takip Edin

En Yeniler